5.01.2014

ben bunu yayınlamış mıydım yaa? - ev kızı bluzu - sayaç - mezuniyet - ilk günler - ne giysem

Eve doğalgaz bağlandı ya annemde her gün endişe; çok mu yandı?
Gözü de görmüyor ama gözlük de takmıyor, sonra da gene yanlış görüp öfkeleniyor.

Sayacın altına nasıl kullanıdığını ve bir sorun olduğunda ne yapılacağını anlatan bir küçük tabela-stiker gibi bir şey yapıştırmışlar ya.

Annem bi hışım salona girdi geçende, fenalık geçirme modunda. Bişe yok bahane arıyor canı felaket-sorun-kavga-olay çekiyor. Odaları dalaşmış, tüm petekleri kapatmış.

 Ay nazlııı! Daha 1-2 saat önce 185 yazıyordu şimdi 187 yazıyor!! Ay bu kadar hızlı değişiyorsa napacağız biz?

 Daha 5 dakika önce başka bir konuya uzuuuun uzun dalmıştı, sonra şu çöpü kapıya koyayım dedi, döndü başka bişey söylüyor. Oysa salondan çıkarken de mutfaktan çöpü alırken de hala konuşuyordu.

Ben bi an anlamaz bakınca azarlar gibi gaz gaz diyor!

-Ne olmuş?
+Ay daha ne olsun nazlı??? 185ti komşuya geçerken baktım, 1-2 saat anca oldu 187 olmuş! Kapattım heryeri çok gelecek fatura!!

-Ne 187si?
+işte sayacı nazlı!neyi olacak off sen de!

Bir sinir bir telaş! Zaten o manasız telaşı, endişesi, velveleciliği ve peşin hükümlülüğü ve tabi dinlememesinden.

+Git bak diyor şimdi durmuş mu sayaç???
-Sen sayacı nasıl gördün?

çok yukarda da, zaten gözlüksüz!

+Gördüm ne var! Git bi bak şimdi kaç olmuş!

Gittim baktım, sen git bilgi kartonunu oku! Sayaç o sanıyor.

Koskoca makine monte ettiler duvara oysa. içeri geliyorum.

+Kaç???!!!!

-E sen sayacı okumamışsın ki anne! Tabelasını okumuşsun var ya bilgi kartonu onu!
+Hayır kızım doğru okudum okumamız yok değil herhalde!!
-Tabelası o anne!
+Değillll!!! Sen iyi bak git!

 inanmıyor bana bilgisiz va salak kızına işte ders verme zamanı!
Gösteriyor karton tabela gibi bilgi şeysini.

+işte bu! Bak 187 olmuş, neyse iyi ki kapatmışım, durmuş bak!!
-Anne o yazı, bilgi kartı! 187 bi durum olursa aransın diye telefon numarası.
+Ama 185ti.
-Değil annecim!

Neyse bu yenilgiden sonra her gün en az 2 kere sayacı okuttu! Bak bakalım kaç, şimdi kaç....



--------------------------------------------------------
alışverişte herşeyin fiyatını sorduğu gibi. Sürekli nazlı bu kaça, nazlı bu ne kadar. Almayacağımız şeyleri bile... çenem yoruluyor benim, ikimizin de aklında kalmıyor zaten. Ama olsun soruyor gene de!
Hatta sonra saçma diyaloglar geçiyor,
 +mavi bluz ne kadardı nazlı?
-Hangisi?

Ne nerede gördüğümüzü hatırlıyor ne bi detay. Ama ben makina gibi fiyat hatırlayacağım. Sonra da peşine düşmek istiyor mavi bluzun, aynı mağazaları bi daha gezecekmişiz!! arayıp, bulacakmışız!!! ben de önce sandım ki kendine bakıyor bluzu. meğer banaymış!!! hem öyle mavi sevmem, hem modeli nasıl anlatsam, ana kuzusu, hanım kız, koca beklediği için kendini kaynanalara satmaya çalışan, ev hanımlarının günlerini arşınlayan kız bluzu!!! o kadar gıcık yani!

bisiklet yaka, bi kere hem sevmem hem yuvarlak yüze yakışmaz. ama anneme göre tam tersi, daha iyiymiş yüzüm çıkarmış ortaya!!!! (bi de saçımı kısacık kestirsem!!)
çiğ bir elektrik mavisi, bi kere hem sevmem ayyyy sev-mem işte!!!

ama annem çok seviyor. ben sevmem deyince, ben severim diyor. hatta saçma bir diyaloğa kadar gidiyor bu!! ben sevmem dedikçe ben severim diyor annem ve bir kaç kez tekrarlanıyor bu diyalog.

 benim tepem atıncaya kadar. sınırımı, sinirimi zorluyor resmen. sonra da bana çok sinirlisin, fevrisin diyor. sürekli bana istemediğim şeyleri yaptırmak için uğraşıyorsun diyorum. yoo hiç demiş mi 'yapacaksın!!' , dememiş ki!!! 

anlamıyorum sanıyorsun değil mi, kendi istediklerini bana illa da emir vererek değil başka yollarla yaptırmaya çalışırsın sen. amaaan sen de hiç öyle bir şey yapmam!! diyor.
annem hiç diyorsa yalandır!!
 iş-ken-ceeee!!

 Aa ama o gençken önce tüm mağazaları gezer, beğendiklerini dener, sonra karar verir, ama bir daha deneyip öyle karar verirmiş! çok sabırlıymış gençken!! Harcayacak fazla zamanı varmış bence.

Bütün bir gün bir elbise peşinde koşacak vaktim yok benim...
ne işim varmış ki sanki?????

Teşekkür ederim işsizim yüzüme vurdun demek ki zamanım o kadar boş ve değersiz ki salak bi elbisenin peşinde tüm günü harcayabilirim!
Ne varmış sıkılacak????
Sıkılmak değil ki, işkence hele tamamen zıt zevklere sahip iki kişinin çıkması ve annemin bana nerede aptal ev kızı tipli, sıkıcı derecede klasik kıyafet beğenip, bana aldırmak için uğraşması!
+Giyersin nazlı!
-Bunu evde bile giymem!
+Ama yakışır!
-Offf! ihtihtiyacım yok dolap dolu.
+Olsun ben beğendim!
 Hem aldıracak hem sonra ama eskimesin diye giydirmeyecek; aa onu mu giydin? eskiyecek ama çok giyersen! diyecek.

sırf sussun, gönlü olsun diye sevmediğim şeyler aldım zamanında. hatta ısrar edip bana aldırırken, alıyorum ama dolapta duracak, giymem dedim. ama tabi bu bile onun için bir mücadele bahanesi içinden ben sana giydirmesini bilirim diyor herhalde. ama başarılı olamadı.

sadece yakışır, güzel olur diyerek kandırmaya çalışmaz. duygu sömürüsü, vicdan yaptırmaya çalışır.

ha bir de beni çevredekilere şikayet ederek etkilemeye çalışır, çalışanlara ya da başka müşterilere fikir danışır, denemişsem yakışmış mı, denememişsem yakışır mı. biri de olumlu yanıt verse, yüz ifadesi yaa ben haklıyım işte, bak herkes beğeniyor, sen giyimden anlamıyorsun bakışı.
şikayeti ise bak herkes yakıştı demiş ama ben almıyormuşum, bak hiç söz dinlemiyormuşum, bak hiç anlamıyormuşum giyimde, böyle daha güzel olacakmışım!! her yeri de dağıtmışım, bak kızcağızlar hep ayakta, yorgunlar!!! (duygu sömürüsü). çalışanlar olsun bizim işimiz, dağılsın dese de. annem için bir koz bu!!!


giymeyeceksem niye almışım da, çarçur edecek paramız mı varmış da, ne kadar müsrifmişim de, bunu bulup giyemeyen varmış da.... boşuna mı o kadar dolaşmışız da, bak ayakları ağrıyormuş da...
-e anne ben sana dedim, ben bunu beğenmedim giymem diye sen ısrarla aldırdın.
+ay sanki silah dayadım kafana! almayaydın!! (klişe bir savunma daha)

annemin silaha ihtiyacı yok ki!!! dili, söyledikleri, duygu sömürüleri, ikna etme yolları zaten birer silah. sırf artık kafamın etini yemesin diye alırdım. hani almazsam hem o mağazadaki gün, hem sonraki 2 gün dırdır eder, her aklına geldiğinde çok yakışırdı, güzel olurdu, giyerdin, fiyatı da uygundu diye konuşur.

yoruluyor artık insan sırf sussun, bu konu kapansın diye alır koyardım kenara.

annem ısrar ederken açıkça söylüyorum, bunu giymem!!! bu bile anneme gaz veriyor işte, ilham mı desem ne desem.
önce beğenmediğim ama kendinin beğendiği bir şeyi aldırma mücadelesi veriyor, ardından o kıyafeti giydirme.

resmen bundan keyif alıyor, tek keyfinin sigara ve yemek olduğunu iddia etmesin!!

esas zevki beni değiştirmeye, kendinin bir kopyası yapmaya çalışmak.

zaten belli ki pek çok yönüm ve fiziğim zamanla kendine benzeyecek!!
ama zamanı beklemek istemiyor ki, hemen olsun, şimdi olsun!!!

büyüdüm artık bu numaraları çok yuttum, artık kitabını yazdım ama!!!

zamanında benim hiç beğenmediğim şeyleri beni kandırıp çok aldırdı, giymeye mecbur bıraktı.
duygu sömürüsü yaptı, vicdanımla oynadı...buldu yolunu işte.


____________________

ortaokul mezuniyet gecemde mesela, hüsran!!! benim için kötüydü ama annem için şahane!!
bi gece düzenlenecekti, ama akşam saatlerinde aslında.
herkes özenir de gelir diye alışverişe çıkmıştık.
o zamanlar öyle avm falan da yok. öyle çok moda şeyler, tarzlar yok, belki yetişkinler için biraz ama yeniyetmeler ve çocuklar için değil! işte ykm, ender, toros, petrol gibi mağazalardan ne alırsak alırdık mecburen.

mezuniyet yazın olmaz mı? evet. ama annem bana ilk baharda ve sonbaharda da giyerim diye, tuhaf , açık tonlarda, bir maviden etek-ceket takım bir kıyafet aldırdı!!!
tüm ısrarlarıma rağmen, ağlamaklı olmuştum hatta. ama ağlasam ya aptalmışım gibi davranır ya zavallı.
ne kadar bu olmaz ki desem de nafile. müsriflik edemezmiş, tuvalet giyecek halim yokmuş ya!! aaa bu yaşta, daha çocukmuşuz biz!! hem bunu sonra da giyebilirmişim!!!

ben onu o gecede değil sonra da giymezdim, ama söylesen nafile. ben aptal bir oyuncak bebeğim ona göre.
memur olmayı hayal eden ve evcilik oyunu için uyduruk bir takım giymiş bir çocuğa benzemiştim. ne havaya ne geceye uygundu.

evde zaten bir ayakkabım vardı, sade krem rengi onu giyecektim. a daha bitmedi yani. üşütürüm diye mayısın sonu muydu neydi. o kıyafetin altına bir de çorap giydirdi!!! yok kilotlu naylon çorap değil. pamuklu beyaz soket çorap, hem de ben büküp katladıkça annem deliye döndü!! diz altıma kadar gelmiyordu çorap ama alt bacağımın yarısına kadardı. oraya kadar çekecekmişim!!!!

hatta zorla eğilip çorabımı düzelttiydi, öyle bükülmezmiş, açacakmışım.

sinir küpüne dönmüştüm sinir!!!

kıyafetim kötü, annem müfettiş gibi bizimle geliyor, tepemizde....
geldi bir de bizlerle aynı masada oturdu, "arkadaşlar başbaşa eğlensin" nereden desin.

hayır kontrol edecek!!! zaten çok garip bir mekan tutulmuş, yemekler bir rezalet!! uyduruk bir düğün yapılacakmış da mezuniyet gecesine çevrilmiş gibi herşey...

yemekler kötü diye yememek olmazmış, aç kalmaktansa!!!
ben yemek istemedikçe ısrar ediyor aç kalacaksın. bir akşam yemesem aç kalmam evde yerim!! eve gidinceye kadar çok varmış!!! yiyeyim diye etmediği kalmadı. ağzıma bile vermeye yeltendi yani, baktım hazırlıyor. bana olduğunu anladım çünkü kendi yiyeceğini yemiş, tabağının yerini değiştirmiş, benimkini az kendine doğru çekmişti!!

13 yaşında ve mezuniyet gecesinde olan kızının ağzına, en azından bir masa dolusu arkadaşının yanında, yemek verecek!!! anneme göre bu o kadar normal ki. benim sıkılıp, utanacağım kesinlikle aklından geçmez. çünkü ne beni anlar, ne tanır, ne yeniyetmeliği hatırlar ve ya anlar, ne empati kurabilir... 

şu satırları yazarken 33 yaşındayım ve annem hala ağzıma yemek vermek ister! cidden hani başka yazılarımda anlattığım gibi en büyük korkularından biri benim için, sıcak yemekten ağzımın yanması!! hem tabağıma müdehale eder, açacakmış soğusun! hem eğer acele çatalı falan ağzıma götürüyorsam elime müdehale eder. elimi havada yakalayıverip, çatal veya kaşıktakileri etrafa saçmama neden olduğu bile oldu bu korkusu yüzünden. yok yalnız evde değil, dışarda da bu ona göre çok doğal bir tepki. ağzım yanacakmış ama!!! bazen de bir yerde mesela nadiren ama işte ablamlara, teyzemlere falan yani ortama uymak için dışarda et yiyorsak da, anında tabağıma müdehaleye başlar.
etleri bölmeye çalışır. hani çocukken bir iki kere kesemediğimi görüşse tamam!! bitti. sonsuza kadar kendi tabağındaki etini kesemeyecek salaklıktasındır!!! iştersen halter yapıp kas yapmış 100 kilo kaldırıyor olsun nazlı. salak çünkü etini kesemez.
anne napıyorsun bırak, deyince de ben kesemezmişim!!!
yok tabakta birşeyler kalmışsa ve ben başka bir şeylere dalmışsam, alıp ağzıma da vermeye çalıştığı oldu!!!

bence çok saçma hatta gereksiz, ne diyeyim kelime bulamıyorum bu harekete. anneme göre kızını her daim düşünmek ve kollamak!! tabi masada yabancı varsa bu uyarılar daha kibar bir şekilde artar!! kızını bu yaşında bile sahiplenen mükemmel anne!!
benim kızmama anlam veremez. kimse veremiyor gerçi, çünkü bu durum ya komik geliyor eğlence olsun istiyor kendine ya da sevimli, sevecen falan buluyor. ne biliim yüzleri böyle okunuyor...

böyle benzer bir sahneye tanık olan bir arkadaşımın çok hoşuna gitmişti mesela, ne güzel annen sana özen gösteriyor, benimkisi hiç yapmaz, keşke yapsa demişti. çocukken olsa neyse, ben o zaman bile sıkılır kendim yapmak isterdim. ama annem  beceremeyeceğimi düşünürdü, buna katlanamaz. bırak bir iki beceremez sonra alışır, öğrenir değil mi?
hayır dayanamaz buna. ya ilk kendi haline bıraktığında becerecek, ya da o ilk defada beceremezse bir hışım kendi müdehale edip, zıkkım yedirir gibi davranacak, seni küçük düşürecek... ve tabi o eylem neyse onu sonsuza kadar yapamayacağına inanacak!! et kesmek gibi!!!

hatırlıyorum bazzı insanlar böyle kuzu gibi oluyor, neden bilmem, beceriksizlikten mi gerçekten, üşengeçlikten mi. memnuniyetle anneleri onlara yedirsin, içirsin eliyle, ağzını silsin, uyarsın şunu yap bunu yapma diye.... ağzına versin işte, iki de bir üstünü düzeltsin, saçını düzeltsin, okşasın,öpsün... her yaşta yani... kuzu ya da kedi gibiler.....

çocukken bile benim bu davranışlar hoşuma gitmezdi. çünkü yalnızken aynı hareketleri yaptığında annem çok daha sert davranır, söylenirdi. böyle ağzıma bir şey verirken ben başına bela olmuş, onun zamanını çalan aptal bir beceriksizmişim, fazlalıkmışım gibi hissettirirdi.

yüzü asık olur, acele ve sert hareket ederdi, illa bir şey söylemesi gerekmez, bazen söylemezdi. ama yüz ifadesi ve nefes alışından belli ederdi. usanmış gibi bir nefes alış vardır ya öyle soyardı yumurtamı. bırak ben soyayım desem de mesela beceriksiz hareket etsem daha da gıcığına giderdi, ters ters bakar, ya işte beceremeyeceksin ki der gibi bir hışım elimden kapardı... hatta bu bir hışım elimden bir şey kapıp, kendi yapmaya çalıştığı zamanlarda acelesinden beni bir de cırmalardı.

hani canım ver ben yapayım deyip, sonra gülümseyerek, sevgiyle falan koymazdı önüme o her neyse.

evet mutsuz olabilir evliliğinde, işinde. çok iyi para kazanmıyor, borçları da olabilir... ama bunun benle ne alakası var. ne işini ne eşini ben seçtim!!! dünyaya gelmeyi bile ben seçmemiştim.... işte o zaman hissederdim kendimi fazlalıkmış gibi, o hissi kendi verirdi, belki bana değildi o halleri hayataydı ama bana böyle yansırdı. bir zaman sonra anladım ki bu hırçınlığının vs sebebini. anlaşılan oydu ki beni meydana getirme sebebi babamı eve bağlamak, daha çok sorumluluk almasını sağlamak, evliliği kurtarmak, aralarını düzeltmek....

evet ben dünyaya gelmiştim ama bunların hiçbiri olmamış, hatta daha beter olmuştu. babam daha sorumluluk sahibi olacakken yükleri ağır gelmiş, kolaya kaçarak sorumluluk üstlenmektense, kendi bencil yolunu seçmiş, zorluklardan kaçarak tüm sorumluluk ve zorlukları anneme yıkmıştı.

işte ben o büyük beklentileri, umutları karşılayamayan çocuktum üstüne üstlük de ellerim beceriksizdi!!!

böyle hissettirirdi bana. yoksa ablama tavrı da aynıydı. ama o fark etmez, hissetmez ve alınmazdı.... işte bütün mesele bu.

tabi bu durum evde böyleydi. beni esas üzen, sinirlendiren ve kafa tutmama, sonra da ya inat etmeme ya da tepki göstermeme neden olan, benim sinirli, asi, hırçın bir çocuk konumuna getiren şey dışardaki farklı tutumuydu.
annem evde yaptığı bu tabağa müdehale, yardım, ağıza yemek verme, peçeteyle ağız silmeye çalışma, tuz istermisin, vs gibi hareketleri evde farklı dışarda farklı yapmasıydı.
bu gibi eylemler dışarıda yapılırken bir gösteri bir seramoniye dönüşürdü. o ana evde fazlalıkmışım hissini yaşatan annem dışardayken başkalarına kızlarını hep düşünen, elleriyle besleyen, özenen anne rolünü üstlenirdi!! yüzündeki ifade yumuşar sevecen bir hal alır, sıkılarak değil memnuniyetle yapıyor gibi olurdu. bu bazen beni bile kandırırdı, ta ki eve girdiğimizde ilk fırçayı yiyip rüyamdan uyandığımda!
dışarda bu kadar anlayışlı ve yumuşak davranan kadın evine girer girmez postayı koyuverir.
gidin ellerinizi yıkayın çabuk!!!! (azarlı)
dişimizi fırçaladığımıza inanmaz, başta da benden şüphelenirdi. çünkü ben fark eden ve tepki gösterendim!
evdeki durumda tepki gösterince aman sana da iyilik yaramıyor demekle başlar, nankörlükle ve becerisizlikle suçlardı. buluğ çağında bu çok büyürdü, çocukken ise benim yenilgimle sonuçlanırdı her halükarda. sonunda beni kırıp ağlatmayı dahi başarmışsa, aşırı tepki verdiği için kendi değil, ağlayıverecek kadar zayıf olduğum için ben suçlu olurdum!! hem eli beceriksiz, hem kendi yapmak istiyor yapamıyor, hem tepki gösteriyor, hem de beceremeyince ağlıyor ve zayıf!!! aahh ah nazlı ileride sen ne yapacaksın?? vs vb . böyle diyerek beni daha çok kızdırmakla kalmaz nazeninliğimi kişilik zayıflığına çevirip, sonsuza kadar böyle zavallı bir bebek olacağımı ve annemsiz bişey yapamayacağımı ima eder gibi davranarak bana acımayla karışık küçümserdi.

ablamın böyle kedi-kuzu gibi olması, davranışlardan çıkarım yapamaması, fark etmemesi onun için bir avantajdı. duygusuz sayılmazdı, hayvanları sever ve acırdı, yaşlılara da, bebeklere de. ama işte bazı şeyleri fark etmezdi. bu onu sinirsiz ve rahat bir insan yapardı.

ama dışarda tepki vermişsem de (yani bırak ben yaparım derim, annem ısrarla kendi yapmak ister, ben kendim yaparım dedikçe de benim yapamayacağımı söyler... tepemi attırıncaya kadar!! mesela protestom asla o yemeği ağzıma koymamaktı.) gene ben suçlu olurdum. 

çünkü dışarda evdeki gibi bir hışımla değil, memnuniyet duyar gibi, büyük bir sevgi ve zevkle yapar gibi bir yüz ifadesi takınırdı ki bu ikiliği ben anladığım için öfke duyardım. dışarda duyarlı, mükemmel anne rolünü hala takınmaya devam eder. çünkü öncelik yakınındaki değil yabancıların düşünceleridir senin benim hakkımda!!!
işte dışarda tepki verince de ben mükemmel annesini beğenmeyen hayırsız evlat vb gibi  görünürdüm. ki bu belki işine gelirdi ne de olsa daha iyi bir anne gibi görünecekti. bu hırçın ve iyilik bilmez asi evlada bile tahammül eden, özen gösteren ve yemeğini bile yorulmasın diye ağzına veren, fakat kızına yaranamayan, fedakar anne izlenimi pekişirdi!!

__________________-


benim için mezuniyet değil işkence gecesi oldu. kıyafetim haliyle ruh halim kötü, kızların maskarası olmuşum bırak oğlanları, daha da kötü yemekleri yiyeyim diye annem tepemde dırdırdır... bir ara tabağıma bile müdehale etti, baktı ben arkadaşlarımla konuşmaktan tabağımdakiler soğuyacak... ona kalsa ağzıma verecek!! fark ettim de engel oldum ama bu sefer yemem konusunda tartıştık.

tadı çok kötü anne!
olsun aç kalmaktan iyidir!
yemeyeceğim!
nazlı aç kalacaksın!!!!
evde yerim!
olmaz!
güya bir de belli etmeden kimseye yapıyor bunları. ama dediğim gibi annemde rol kabiliyeti yok.

mezuniyetimde eğlenmem gerekirken sinir küpüne döndürdü beni, zaten ergenim, zaten moralim bozulmuş, daha da pis ve kötü yemekleri yiyecekmişim.
tabağımı karıştırıyor baktım, etleri bölüyor, ben bölemezmişim niyeyse öyle der, korktum sonra benim ağzıma yemek vermeye kalkar da beni küçük düşürür diye!!
yaptığı oldu böyle çünkü. niye küçük düşecekmişim ki? annesi kızını çok seviyor derlermiş!!!
kazık kadar kızın ağzına yemek vermeye kalkarsan öyle düşünmezler,
bilhassa akranlarım, böyle şeyler gençlere komik gelir ya. ama annem hiiiç anlamaz ki.zaten bir şeyin komik gelmesini alamaz ki!! akranlarıma komik geldiğini benle dalga geçeceklerini anlasın!! o benim saçmalamam, kuruntummuş!!!
hele mezuniyet gecesinde hiç anlamaz. şu an bile kalabalık bir ortamda ağzıma yemek tıksa, sonra da hai bebeklerin elini suratını eze eze silerler ya öyle elimi ağzımı silse bu anneme göre normal bir şey!
garip değil alay edilecek birşey hiç değil!! ne var yavrusunu çok seviyor demek derler!!!


neyse baktım niyetli ağzıma yemek vermeye, fark ettim neyse ki, yoksa aptal kıyafetimle madara olduğum yetmez gibi bir daha alay konusu olacaktım, bir hışım kaptım elinden çatalı, bırakmak istemedi, ben böleyim eti sana diyor, aldım çatalı sırf sussun diye, o kötü yemeği, belki de bozuktu ya da at ve ya eşek etiydi, yedim.
sırf artık karışmasın, ilişmesin diye.. tabi anneme göre az yemişimdir, tüm masadakileri yesem sonra da ağlasam açım diye memnun olur, hayattan çok zevk alıyor kızım der, obez demez!!


tabi gecede dans etmemize de gıcık oldu. ona göre çok manasız bir eylem, zaten dansçı mı olacağız, iyi dans edemiyoruz bile!!
(şimdi de benzer şeyler söyler. yazı yazarsın sanırsın yazar olacak, çok fotoğraf çekersin sanırsın fotoğrafçı olacak, şarkı mırıldanırsın sanırsın şarkıcı olacak, spor yaparsın sanırsın sporcu olacak, karikatür çizmeye çalışırım tv izlerken aman sanırsın resimci olacak.... bişey canın istediği için falan yapılır, illa o işin profesyoneli olman gereksez... ama böyle diyerek bana adeta hiçbiri ve hiçbir şey olamazsın der gibi davranıyor....
 ne bileyim kendine bakarsın sanırsın koca bulacak ya da biri bişey mi dedi, ya da kimin umurunda der..... hepsini aynı anda söylemiyor tabi...)

....
ben pistteyken manalı manalı bakışlar attı, yeter artık der gibi. yorulmadın mı diyerek işaretler etti.
zavallı nazlı, o kadar güçsüz ve ahmak ki 15 dakika dans etse yorulur, belki ölür bile. zaten çok manasız bir şey dans!!! dansçı olacak değiliz ya! hele ki nazlı, ne olabilecek ki?

kıyafetim berbat, bari eğleneyim!!

gerçi anneme göre ben masadan hiç kalkmasam, arkadaşlarımı izlesem ve tıkınsam daha iyi!! nasılsa dans manasız ve biz beceremiyoruz, gereksiz, otur izle daha iyi...
öyle yapsan da daha sonra bir gün de şöyle hatırlayabilir seni pasif bulup; sen de çok uyumsuzdun falan diyebilir. 

misal; bir arkadaşımın doğumgününe gitmiştim, annem de gelmişti, yoksa bırakmaz. çirkin ve aptal kızını gene de kandırıp, kaçırırlar, satarlar sonra ölür!!
ama çok hastaydım, yani feci regl sancım vardı ve ilaç almamıştım. zaten annemden habersiz yutardım ağrı kesiciyi, yutulmazmış ne varmış ne kadar sancılanabilirmiş ki insan??!!
(yıllar sonra kistim olduğu çıktı, belki o zamanda vardı o yüzden sancılanıyordum. ama kimin umrunda diil mi)
unutmuşum o gün gizliden yutmayı, daha ortaokuldayım, fazla iştirak edememiştim arkadaşlara. zaten tavırları da bir garipti, tam o yetişme çağındayız ama onlar erken serpilmiş karı gibi olmuşlar, hareketleri fingirder gibiydi, ama aramızda erkek yoktu, hormonlar işte...
arkadaşımın annesi sayesinde yetişkinler başka odaya geçti, anneme kalsa bizle oturur, başımızda dururdu. anneme göre şakalaşıp kikirdemektense hanım hanım oturup, hediyeleri verip, bir iki ciddi sohbet yapmalıydık!! doğum günün kutlu olsun ayşe! falan demek yeterdi.

annem çok gülen, kikirdeyen, fingirdeyen, cilveli kimseleri hafif olmakla suçlar, sevmez. kötü şeylere meyilli olurmuş o tipler..

12 yeniyetme kız arkadaş evin salonunda ne yapabilecekse sanki.
dans ediyor, gülüyor, dedikodu yapıyor ve birşeyler yiyor içiyoruz o kadar, ha bir de hediyeler....
başka odadalar ama annem arada sırada salonun kapısının önünden geçip kontrol etmeden durabilir mi?
kim nerene kiminle ne yapıyor diye bir oyun var ya onu oynayıp çok gülmüştük, ben fazla dans edememiştim, sancım var diye halim yoktu. gene de katılmıştım daha az hareketli danslara.
meğer annem salonun önünden her geçtiğinde beni ayakta görmemiş!! ve yaftayı yapıştırmış!!
pasif ve uyumsuz!!! hiç görmemiş dans ettiğimi, eğlenmemişim ve kimbilir doğumgünü sahibi arkadaşımı da sıkmışım, üzmüşümdür!!

ne kadar güldüğümüzü anlatsam da inanmak istemedi belli. kendi fikri doğru çıksın, olsun da gerisini kim takar???!!
hatta ben iki hediye almıştım. annem tabi bu işe de karıştığı için; ona göre hediye çorap, cüzdan, kitap gibi işe yarayan şeyler olur!
anne herkes benzer şeyler alır o zaman! olsun, saçma olacağına aynısından olsun, gelecek yıl kullanır!! dedi ve bana illa da sıkıcı bir cüzdan aldırdı.
bari üzerinde komik-şirin bi desen olsun, yoook sanırsın neneme alıyorum hediye!!
ben de ondan gizli komik stikerlar aldım süsledim cüzdanı, hatta içine sahte para koydum, bir de sevdiği şarkıcının fotoğrafını (Tayfun!) kestim dergiden, kimlik-fotoğraf
konan şeffaf yere onu koydum..
hediyeyi açınca sıkıcı bir cüzdan gibi görünüyordu ama içini aç dedim, yaptıklarımı çok beğendi arkadaşım, ne güzel gülmüştük.
hoşuna gitti onun ama bizleri izleyen büyüklerden annemin değil, saçmalıktan başka bir şey değilmiş, mahvetmişim caanım cüzdanı!!!
ama çok hoşuna gitti arkadaşımın anne!! aman! diyor.
hem isterse söker stikerları öyle kullanır!!


diyorum ya annem anlamaz öyle şeyleri, komik, eğlenceli, keyifli şeyleri. yoo mantık ve matematik insanı olduğundan değil. bilmem neden. öyle şeyler manasız gelir ona.
ona göre herşey düz, düzgün, sade ve kullanışlı olsa yeterlidir. süslemek falan gereksiz şatafat abartıdır. kötüşeylere meyilliliktir... renkleri bile sade-silik sever.
herkes de öyle olsun ister!! ona kalsa zaten diktatör gibi neşe-eğlence-renk-süs vs gibi şeyleri yasaklar valla!!

hani İstila diye bir film vardı ya, uzaylılar ruhları çalıyordu, duygusuzluktan insanlar terlemiyordu bile, nicole kidman ile daniel craig vardı..
öyle bir dünya olur anneme kalsa. görevler ve mecburiyetler dünyası. keyif sadece tıkınırken...
keyif almak insanı görevinden, işinden caydırırmışşş


 ve bir daha asla annemin bazı sözlerini dinlememeyi öğrendim. giyim konusunda ve böyle bir yere benimle gelme konusunda!

anneme kalsa üniversite mezuniyetime  de gelecekti!! kep töreni değil yani ona geldi zaten. geceye!!
ne var herkesin velisi gelmeyecek miymiş???
-ne velisi anne? biz 22 yaşındayız! (herkes değil de işte aşağı yukarı)
+eee??
-o yaştaki üniversite mezununun velisi mi olur?
+niye olmasın?? hiç büyük biri gelmeyecek mi???? (büyük bir endişeyle!! ay işte bittik biz salaklar, hele ben, kesin ya kör bir kuyuda ya bir pavyonda uyanır ve herşey mahvolur!! falan)

-gelecek! herkesin annesi elinden tutup getirecek mezuniyete, sonra masada elele oturacaklar, çünkü korkarız biz, hem kaybolabiliriz de!!
+aman sen de!!
-bir kaç hocamız gelecek işte.
+kim kim?
-hiçbirini tanımıyorsun ki.
+tanıştırsaydın tanırdım!!

bir kaçıyla bir yerde karşılaşıp bir vesileyle tanışmışlardı. ama anneme göre hepsini şahsen tanıyacak hatta telefonlarını bilse de iyi olur!! yok notlarımı sormak için değil... başıma kötü birşey gelirse diye!! ne zaman birinden bahsetsem; kim kaç yaşında nereli ailesi nereli falan der. ne bileyim ben koca doçent??
anneme kalsa zaten üniversitenin ilk günleri de benle gelip sınıfta oturacak! hatta hocalara aptal bebeğini emanet edecek!!!
ben engellemesem yapardı inanın... ilk günlerde önce gelmemi ister misin, ben de geleyim dedi zaten. yok artık dedim, ben ilkokulda bile istemedim git dedim, orta ve lise de cabası. üniversite de mi gelmeni isteyeceğim? ama bu başka bir ortammış, ve kampüs büyükmüş, ya kaybolursammış?

-anne çin'de bir üniversite değil ya! öğrencinin birine soruveririm!
+aa herkesle konuşma öyle ha nazlı!!!!!

herkesle konuşmayacak, kimseyle bir yere gitmeyecek, kimseyle bilmediğim bir binaya, boş bir bina ve ya sınıfa, odaya falan girmeyecek, ders biter bitmez eve gelecekmişim.

nasıl arkadaş edineceğim deyince sınıf arkadaşlarım varmış ya işte!!!
hiç konuşmazsam nasıl arkadaş olacağız ki, uyumsuz gibi...

zaten anneme göre arkadaşlık okulda ve ders arasında olur, derslerden falan bahsederiz, özele girmemeliyiz....

-hani insan konuşunca rahatlıyordu?
+eee? ne alaka?
-ben kimseyle konuşmazsam nasıl rahatlayacağım mesela?
+ablanı ara onla konuş!!!

yıllar sonra bir gün, depresyondayken, üds miydi les miydi ne kazanamamışım, alıştığım arkadaşlarımdan uzaklaşmışım, evden çıkmak istemiyorum. yıllarca aralıksız okula, dershaneye git, sonra birden bire hepsi bitip gidecek bir yer olmayınca kendimi kötü hissettiğim depresif bir dönemdi....
hani zaten anneme göre arkadaş çok mühim değildi, ve dersten başka şeyler de pek konuşulmamalıydı. haftasonları görüşmek gereksiz ve saçmaydı. arkadaş buluşmaları hele, hem gereksizdi, hem saçma, ama esas için için tehlikeliydi... ya aşık olursam dersten kopar okulum bitmez, atılırım ve mahvolurum!!! hayatım biter... üniversitede aşık olup, hamile kalan, evlenen, okulu bitiremeyip, ev hanımı olan zavallı kızların hikayelerini ne çok dinledim...şehir efsaneleri gibi.... ha o zaman ev kızı-haımı olmak dünyanın sonuydu. ama şu anda annem çok memnun mesela. işsizim, atanamadım ve evdeyim. ev kızı gibi davranıyor bana ve hiç tuhaf ve ya korkunç gibi gelmiyor eskisi gibi. hatta evde olmam iyi geliyor yarenlik ediyormuşum!

 akşam çıkmak korkunç bir olaydı... yani anneme göre sosyallik saçmaydı.okula gidiyor, kalabalık bir sınıfa giriyor, merhabalaşıp, bir iki çift laf ediyormuşum ki zaten!! sosyalmişim işte zaten, yetermiş o kadar sosyallik!!! 

etkinliklere katılmak istememe bir anlam veremez, gereksiz bulur, engellemeye çalışırdı, ders çalışamazmışımdı; en önemlisi dersti. okulumu mükemmel şekilde, kırıksız ve sorunsuz bitirmek en idealiydi. gerisinin önemi yoktu . çünkü herşeyin bir sırası vardı!!!

 (o sıralarda, yakında ablam o annemin ideal sıralamasını bozmuş, eniştemle ilk yılın sonunda evlenmiş, neredeyse mahvolacaktı ama neyse eniştem iyi biriydi. annem herşeyi bir arada yürütebileceğine inanamıyordu ablamın, en büyük korkusu evliliğinden değil okulundan olmasıydı.. aynı anda olmazdı o işler anneme göre. bu yüzden benim üstüme daha çok yük bindi, bu sıralama konusunda... hadi ablam benim gibi değildi, o aynı anda okulu ve evliliği bir arada götürebiliyordu. ama ben asla beceremezdim, sonum kesin ölüm olurdu. en iyisi görünmez zincirlerle nazlıyı ev hapsinde tutmaktı....gibi gibi.. esas benim şaştığım ablamın becerisiydi, zorlansa da anlayışlı eniştemin desteğiyle hiç aksamadı hayatı... biri bunları becerebilecekse esas bendim, ablamınki ise şanstı. ben olsam o durumda eşim o kadar anlayışlı biri çıkmazdı bile.... ablam şanslıdır ben değil) 

önce eğitim ve iş sonra arkadaş, eş... aile vs....


işte öyle kötü bir dönemimde, tekrar sınavlara çalışır ve evden günlerce çıkmazken, bana ne dedi beni neyle suçladı biliyor musunuz??? bu sosyalliğin saçma olduğunu düşünen annem, beni ders saatleri dışında dışarı salmak istemeyen, arkadaşlarımla okul dışı görüşmeme mana veremeyen, engellemek için duygusal baskılar yapan annem.
tam moralim bozuk, sınavda istediğim puanı çekememişim, ardadaşlarım dağılmış falan, depresyondayım ve üstelik saçım kirli!!! evden son günlerde hiç çıkmıyorum içime kapandım diye bana; 'hiç sosyal değilsin!!!!!' dedi azarlı bir ses tonuyla!!!






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder